


28 Mayis'ta farkli mülteci organizasyonlari, „Mülteci Ve Göçmenlerin Haklarin in Kervani” („Karawane für die Rechte der Flüchtlinge und MigrantInnen”), “Issizlige, Riskli Islere ve Sosyal Ihraca Karsi Avrupa Marslari” (“Euromarsch - Europäische Märsche gegen Erwerbslosigkeit, prekäre Beschäftigung und soziale Ausgrenzung”) ve baska çesitli anti-irkçi, feminist, özerk, issiz ve sendikal gruplar beraber sokaga çikmak için Oldenburg'a gelecek.
“Euromarsch”'a, sosyal esitsizligin kötülestirilmesine ve “gereksiz” olanlarin yapisal sosyal ihracina karsi mücadele eden farkli grupla r katiliyor. Elestirdikleri durum, giderek daha çok insanin güvensiz is ve hayat kosullarinda yasamak zorunda kalmasi ve nüfusun büyük parçasinin disinda birakiliyor olmasi. Issizler, evsiz-barksizlar, belgesiz insanlar G8'e giden turunu ortak olarak organize edip Oldenburg'da anti-irkçi hareketlerle bulusacak.
Ayrica NoLagerNetzwerk („Kamplara Karsi Birlik“) gelecek. Bu birlige yillardir kamp sistemine karsi mücadele eden, kuzey ve dogu Almanya'dan gelen mülteci organizasyonlari katiliyor. Mesela FIB (“ Brandenburg'daki Mülteci Girisimi ” - “Flüchtlingsinitiative Brandenburg”) Brandenburg'daki irkçi kupon sisteminin kaldirilmasina önemli katkida bulundu. “ Mülteci Ve Göçmenlerin Haklarinin Kervani” “Biz buradayiz çünkü siz bizim ülkelerimizi yikiyorsunuz” parolasina göre yillardir küresel sömürü ve egemen kosullari elestirip küresel hareket özgürlügü için mücadele eden bir birliktir.
Ama Oldenburg'da da bu farkli hareketlerin bulusmasinin bir tarih öncesi var. Örnegin Mart'ta ALSO (“Issizlerin Kendi Kendine Yardimi/ Oldenburg”) ve anti-irkçi toplanti, Oldenburg/ Blankenburg ücretsiz otobüs kullanimi için ortak bir kampanya organize etmislerdi. ALSO yillardir Oldenburg'da aktif, issizl eri resmî dairelerin eziyetlerine karsi destekliyor ve genellikle sosyal esitsizligin kötülestirilmesini elestiriyor. Anti-irkçi toplanti, Oldenburg/ Blankenburg geçen sonbaharda kampin yaklasik 200 sakininin dört hafta süren grevinden beri simdi gibi birlesiktir. Bu protesto, kamptaki hayat kosullarina b ir de genellikle göçmenler ve mültecilerle iliskisinde asagilama, izolasyon ve sosyal ihraç kullanan politikaya karsi yöneliktir.
26 ve 29 Mayis tarihleri arasinda Oldenburg'da farkliliklarina ragmen ortak bir ümit bulmus olan çesitli gruplar bulusup beraber sokaga çikacak. Bunun nedeni Heiligendamm'da (Rostock'a yakin) 6 ve 8 Haziran tarihleri arasinda olacak olan kendisini dünyanin en güçlü ve zengin 8 ülkesi olarak adlandiran hükümet baskanlarinin G8 zirvesidir. Bu hükümet baskanlari toplumlari fakir ve zenginlere, güçlü ve güçsüzlere bölüstüren küresel bir politikayi temsil ediyor. Biz; zirveyi küresel egemen kosullarin simgesi olarak kullanmak, mevcut kosullari elestirmek ve alternatifler hakkinda tartismalari topluma götürmek istiyoruz. Demek ki G8 zirvesi bir nedendir ama onun disinda ortak direnis bizim hedefimizdir.
Çünkü ezilen gruplarin stratejik ayrimlanmasini kaldirmak ve farkli hareketleri asan mücadeleleri organize etmek için cesaretliysek, mevcut kosullar bocalamaya baslayabilir. Demek ki ortak bir direnis için birlesmek bizim hedefimizdir.
Bugün, yoksulluk ve sosyal esitsizlik korkunç ve devasa bir ölçüde vardir ve üretilen servet az insanin elindedir. Devletler, “gereksiz” olanlara savas ilan ederek yoksullukla savasiyor. Savasa ve mevcut kosullara karsi savas!
Esit haklar herkes için!
Küresel hareket özgürlügü!
Herkes için hersey ücretsiz olsun!
Oldenburg'daki G8'e-Karsi-Kervan-Birliginden
Program
Cumartesi 26.05.2007
Eylem günü, Bramsche/Hesepe kampinin yakininda
Pazar 27.05.2007
…Blankenburg kampinin önünde
12:30 Selamlama
13:00 Futbol, pasta, kahve, çocuk oyunlari, satranç
15:00 Grev hakkinda bilgiler
15:30 Direnis stratejileri hakkinda atölyeler ve tartismalar, hukukî danisma, fotograf sergisi, “ezilenlerin
tiyatrosu”, eylem antremani, …
19:00 Yemek
20:00 Konser: Réfugiés ve Dva Samoleta
Bütün gün boyunca merkez disinda eylemler sevilir!
Pazartesi 28.05.2007
11:00 Blankenburg kampinin önünde Kervanin eylemleri
14:00 Kamptan sehre bir bisiklet protestosu
16:30 Büyük protesto tren garinin önündeki meydanda
19:00 Yemek
20:00 Avrupa Marslarin, Kervanin vs. eylemciler arasinda “Sosyal Kosullarin Devrimi –
Tecrübeler/Farkli Mücadelelerin Ortakliklari” konusunda fikir alis verisi
Sali 29.05.07
11:00 Avrupa Marslarin ve Mülteci Organizasyonlarin kamusal basin toplantisi
Konu: Göçmenlik, Is ve Sosyal Ihraç – G8 Nedeniyle Sosyal Mücadelelerin Birlestirilmesi; ver.di
bürosu, toplanti salonu
Sonra ALSO'da tanisma, bilgi alis verisi ve yemek
Iletisim: www.alhambra.de/karawanen ; antira-ol@gmx.de
Bilgi telefonu: 0160-96857380
Bagis hesabi:
Arbeitskreis Dritte Welt e.V.
Hesap numarasi: 015 131337
Banka kodu: 28050100, LZO
Kullanim amaci: Karawanen
__________________________________________________________
Sinirsiz Direnis – sosyal mücadeleleri birles(tir)ip çalistirmak
26 ve 29 Mayis tarihleri arasinda farkli mülteci organizasyonlari, “Mülteci Ve Göçmenlerin Haklarinin Kervani” (“Karawane für die Rechte der Flüchtlinge und MigrantInnen”), “Issizlige, Riskli Islere ve Sosyal Ihraca Karsi Avrupa Marslari” (“Europäische Märsche gegen Erwerbslosigkeit, prekäre Beschäftigung und soziale Ausgrenzung”) ve baska çesitli anti-irkçi, feminist, özerk, issiz ve sendikal gruplar beraber sokaga çikip ortak direnis ümidi hakkinda tartismak için Oldenburg'a gelecek.
Iyi nedenler olmadan kapitalizmin elestirisi hakkinda konusulmuyor artik. Bugünkü toplum hiçbir zaman olmadigi kadar yoksulluk ve açlik üretiyor. Çünkü modernlesme veya küresellesme asla masum degildir; tersine, çok siddetli süreçler konusudur. Bu süreçler insanlari gittikçe daha çok degerlendirilebilirliklerine indirgiyor ve bir insan sadece üretebildigi degere göre degerlendiriliyor. Bu yüzden kapitalizmde “normal” sömürülenlerin disinda kalan “gereksiz” ve “yersiz” görülenler de var: issizler, mülteciler, evsiz-barksizlar. “Gereksiz” olanlara sosyal ihracin sertligi tamamiyla hissettiriliyor.
Almanya'da “normal” sömürülenlerin kosullari gittikçe daha kötü oluyor. Geçen yillar uzun süren çetin mücadelelerle kazanilmis haklar, gittikçe daha çok geri aliniyor. Örnegin “Kündigungsschutz” (ihbarsiz isten çikarmaya karsi güvence), saglik güvencesi vs. Giderek is iliskilerinin son derece güvensiz oldugu ve maaslarin geçinmek için yetmedigi sektörler olusuyor. Giderek insanlar sinirsiz kapital ihtiyaçlara tabi kalip, mesela çalisma saatleri konusunda daha “esnek” olmak zorunda kaliyorlar. Ayni zamanda birçok iste çalismak, oturdugu yeri degistirmek veya çok farkli is sektörlerinde çalismak normallestiriliyor. Resmî dairelerin (örnegin “Arge”) eziyetlerinden kaçinmak için; issizlikten çikmak isteyenler geleneksel is iliskileriden daha da asiri, onur kirici, sömürücü, geçici is firmalari için çalisiyorlar. Bu hak kaldirmanin disinda da bastan beri haksiz olan bir grup var: tahminlere göre Almanya'da bir milyondan fazla insan illegallestirilmis olarak yasiyor. Demek ki onlarin belgeleri yok ve böylece de savunmasiz olarak is piyasanin eline düsmüs oluyorlar. Bu isçiler, bu arada Avrupa is piyasasinin önemli bir parçasi oldular. Tabii ki bu illegallestirme sanayicilerin çikarina çünkü “maas dampingi” yapilip sosyal haklarinin birçogundan vazgeçilebilir. Böylece dizginsiz sömürüye karsi protestolar hemen hemen hariç kilinir.
Bu, bütün dünyada olan toplumsal gelisme için insanlar gittikçe piyasanin siddetli zorunluluklarina daha tabi kiliniyor. “Birinci Dünya”'nin “Üçüncü Dünya”'yi sömürüsü de kötülestiriliyor (aslina “Birinci” ve “Üçüncü Dünya” adina geçen). “Üçüncü Dünya” ülkelerinin piyasadaki görevi farkli: daha ucuz üretim yapabilmek için belirli üretim sektörleri oraya veriliyor. Bu ülkeler kâr edemeden hammaddeleri isliyor vs. Dünya insanlarinin çogunlugu yoksullukta veya asiri yoksullukta yasiyor; birçogunun suya, doktorlara vs. erisimi yok. Bunlar; sürekli alinti yapilan az gelisme, yani ülkelerin ve ekonomilerinin adeta dogal, fazlasiyla yavas gelismesinin bir sonucu degildir. Bunlar sömürü tarihi ve kapitalist dünya sisteminin baglaminda birakilmalidir. Büyük sanayi devletleri ve onlarin uluslararasi organizasyonlari, örnegin Uluslararasi Para Fonu, Dünya Bankasi ya da Dünya Ticaret Örgütü, bu asiri esitsizlik durumuna istikrar verilmesini ve kötülestirilmesini saglamaya çalisiyor. Örnegin Uluslararasi Para Fonu ve Dünya Bankasi tarafindan yapisal uyum programlariyla yapilir. Bu yapisal uyum programlari “Üçüncü Dünya”'nin ülkerlerini (millî) ekonomi politikasini neoliberal yönetmeye zorluyor; demek ki özellestirme ilkesine, liberallestirilmesine ve düzenlenmenin kaldirilmasina yönelik. Bunlari yapmazlarsa onlara sag kalmak için önemli krediler verilmez. Bu feci sosyal sonuçlari ortaya çikariyor: kitlesel yoksulluk, büyüyen esitsizlik ve sosyal çöküs. Bolivia'daki Cochabamba bölgesindeki, Dünya Bankasi su sübvansiyonunun kaldirilmasini önerdikten sonraki su sevkiyatinin özellestirilmesi asiri bir örnek ve ayni zamanda da basarili direnis için bir örnektir. Sonuç olarak fiyatlar %35 hatta %300 arttilar. Ama aylarca 100 000 protestocuyla mücadele ederek su sevkiyati yasasinin kaldirilmasini zorladi. Yapisal uyum programlarinin fena sonuçlarinin baska örnekleri de mesela El Salvador'daki Uluslarasi Para Fonu ve Dünya Bankasinin önerdigi elektrik sevkiyatinin özellestirilmesinden sonraki dramatik geçim masraflarinin artirilmasi veya Zimbabwe'deki yapisal uyum programlariyla ilgili saglik masraflarinin azaltildigi için olan nüfusun tip sevkiyatinin asiri kötülesmesi; ya da Jamaika'daki Uluslararasi Para Fonu tarafindan önerdigi egitim masraflarinin azaltmasindan (%40) sonraki kötülestirilmis egitim sevkiyati. Yapisal uyum programlarinin kabul ettirilmesi sadece “Üçüncü Dünya” ülkelerinin devasa borç kapanlari için mümkündü. Bu durum Dünya Ticaret Örgütü'nün serbest ticaret politikasi tarafindan kötülestiriliyor. Bu politikanin sonucu olarak örnegin yerli tarim üreticilerinin birden kapitalist merkezlerden piyasaya gelen ürünlerle rekabet edememeleridir.
“Sinirlar ülkeler arasinda degil, alt ve üst arasinda.” Karl Liebknecht, o zamanlarda bunun; ne alman isçi sinifinin çikarina ne de mesela Fransa isçilerinin çikarina olmadigini, milletlerin kiyasiya kapitalist rekabetinin bir sonucu ve millî kapitalin çikarina oldugunu söylemek istemisti. Bu perspektif bugün de eskisi gibi geçerli. “Birinci Dünya”'nin “Üçüncü Dünya”'yi sömürüsü, Avrupa'daki birçok nüfus gruplarinin sistemce sosyal dislanmasi ayni mantigin sonucu oluyor. Ayrica sadece küresel Kuzey ülkeleri degil, “Üçüncü Dünya” ülkerleri de sininflara göre yapilandirilmistir. Bu durumda yerli seçkin siniflari sadece iktidarda kalabilir çünkü, (sömürü zamanindaki gibi) zengin sanayi ülkeleri onlari destekliyor – mülteci organizasyonlari buna ihanetçi isbirligi diyor. Ama küresel Kuzey ve Güney arasindaki sinir da - Alman “Abschiebelager”'lerin (“sinirdisi etme hapishaneleri”) çitleri boyunca görülebildigi gibi - küresel Kuzey toplumlari insanlarinin hayatlarini fenalastiriyor.
Avrupa'nin dis siniri, Oldenburg ve Blankenburg'un arasindan geçiyor
AB'nin kaçis savunmasinin politikasi da bununla baglantili oluyor. Mülteci selinden korunmak ve sadece sinirlarin korunmasi için milyonlarca euro ayriliyor. AB'nin disindaki insanlarin düsmani bu politika, kismen direkt AB parasiyla ödeniyor. Ceuta ve Melilla'nin dramalari, Kanarya Adalari'nin yakinlarinda bogularak ölen insanlar (“boat people”) ve Cezayir'in çölünde terk edilen mülteciler, sorunun sadece basin tarafindan gösterilen küçük bir parçasi. Avrupa ülkeleri, müttefik olmayan transit ülkelerini ekonomik yaptirimlarla tehdit ederek bundan siyaseten sorumlu. Gerçek sorun aslinda, dünyayi servete ve yoksulluga bölüstüren ve ayrica birçok “Üçüncü Dünya” ülkelesinin siyasî felaketlerinden sorumlu olan küresel ekonomik sistem. Bu yapisal esitsizlikten dolayi bir insanin hareket özgürlügü pasaportuna bagli.
Kendisini humanizmin besigi olarak öven Avrupa'nin en azindan siyasî mültecilerini korudugunu tahmin edilirdi. Ancak, fiilen en geç 90'lardan beri Avrupa'da iltica kaldirilmistir. Örnegin Almanya'daki “Annerkennungsquote” (“iltica tanima kotasi”) %0,9 olarak çok aydinlatici. Bir taraftan iltica için basvuran insanlarin Avrupa'ya girmesi sinir kontrolleriyle neredeyse tamamen engelleniyor. Diger taraftan, buna ragmen girebilenlerin “hakli kaçis nedenleri”'ni kanitlamasi önleniyor ya da düzenlemeler (örnegin “Drittstaatenregelung” - “güvenli üçüncü ülke düzenlemesi”) nedeniyle acil “Abschiebung” (“sinirdisi etme”) tehdidiyle yüz yüze bulunuyor. Bir insanin Avrupa'ya gelip gelememesi isgücünün degerlendirilir olup olmadigina göre kararlastiriliyor.
Göçmenlik sadece yikma, iskence ve soykirimlardan bir kaçis degildir; göçmenlik ayni zamanda da bir hareket, küresel iktidar iliskilerine karsi bir protesto ve daha iyi bir hayat arayisidir. Göçmenler kenar mahallelerden sinai merkezlere gelerek propaganda edilen özgür mal ve kapital akimi ilkesine uymayan “Avrupa kale”'sinin korunma önlemlerini baltaliyor. O bakimdan göçmenlik mevcut kosullari sorgulayabilen sosyal bir harekettir. Diger taraftan (belgesiz) mültecilerin ve göçmenlerin devletin düzenleme çabalarini baltalayan günlük yasami otomatik olarak mevcut kosullarla çeliski içinde bulunmuyor. Çünkü bu tür hayat organizasyonunun modelleri de bütünlestirilebilir: örnegin illegallestirilmis çalisma, özgürlesmeci mücadeleden bambaska bir seydir. Tersine daha çok küresel, sosyal esitsizligin bir uzamasidir - somut olarak: yapisal sosyal ihraç. Mültecilerin ve göçmenlerin kurtulma stratejilerinin çogunlukla politik bir ifadesi olmadigi halde (bu defalarca o kadar kolay olmazdi) sürekli mevcut düzeni iddia ediyor. Sadece var olmalari Avrupa toplumlarini devamli degistiriyor. Demek ki göçmenlik pekalâ sosyal harekettir – ona ragmen tabii ki onlar niteligi geregi göklere çikarilmamalidir.
Dolayisiyla geçen onyillarda Avrupa'da pek çok direnis oldu; örnegin geçen sonbaharda Oldenburg'da. Mülteciler yillarca kendi pisirme olanaklari, ilçesinden çikma hakki ve is izini olmadan, ayda en fazla 38€ nakit parayla vs. Oldenburg'dan 7km. uzakta olan “Einreiselager”/ ”Ausreiselager”'de (“yurtdisina giris/yurtdisindan çikis kampi”) tutuluyor. Ekim 2006'da ZAAB Blankenburg'un yaklasik 200 sakini, 4 hafta boyunca kantin yemegini ve “1Euro'luk-Is”'lerini (“Ein-Euro-Jobs”) boykot etmeye ve böylece de hayat kosullarina karsi mücadele etmeye karar vermislerdi. Blankenburg kampinin dis subesi Bramsche/Hesepe “Abschiebelager”'de de (“sinirdisi etme kampi”) birçok protesto bir de iki haftalik bir kantin grevi yapildi. Bu mücadele simdi baska araçlarla devam ettiriliyor. Bu mücadele genel olarak asagilama, izolasyon ve sosyal ihraç durumuna yöneliktir ve - en azindan perspektif olarak – örnegin yemegin iyilestirilmesiyle kisitlanmis degildir. Tersine bu mücadele Alman ve Avrupa kamp sistemlerinin kaldirilmasini gaye ediniyor. (We don´t want just a cake, we want the whole fucking bakery. – “Sadece bir pasta istemiyoruz, bütün lanet olasi firini istiyoruz.”)
O yüzden bu mücadele de bütün Avrupa'daki “Bleiberecht” (“Kalma hakki”) için edilen mücadellelerin bir parçasidir. Almanya'da aktif olan baska göçmen gruplari bu baglamda burada da geçerli olan parolayi olusturmuslardi: “Biz buradayiz çünkü siz bizim ülkelerimizi yikiyorsunuz” (“Wir sind hier, weil ihr unsere Länder zerstört”). Karawane birligi yillardir bu konu hakkinda çalisiyor. Bu nedenle de Karawane, göçmenlerin ve mültecilerin haklari için G8'e gidecek bir kafileyle Blankenburg'daki protestolari destekledigini gösterip beraber sokaga çikmak için Oldenburg'a gelecek. Ayrica kuzey ve dogu Almanya'dan gelen mülteci organizasyonlarinin katildigi NoLagerNetzwerk te (“Mülteci Kamplara Karsi Birligi”) gelecek ve yillardir Brandenburg'da farkli kamplarda direnis organize eden “Flüchtlingsinitiative Brandenburg” da (“Brandenburg'daki Mülteci Girisimi”) gelecek. Mesela FIB (“ Brandenburg'daki Mülteci Girisimi ” - “Flüchtlingsinitiative Brandenburg”) Brandenburg'daki irkçi kupon sisteminin kaldirilmasina önemli katkida bulundu.
Alt ve üst arasindaki sinir
Son olarak (reel) sosyalist devletlerin çöküsünden beri kapitalist toplum kendisini tek mümkün olan toplum olarak tanimlamaya çalisiyor. Devlet, en azindan is iliskileri konusunda gittikçe kendisini daha çok geri çekiyor (daha çok devlet müdahalesi için propaganda yapmak istemeden) ve piyasa insanlarin hayatini daha çok belirlemeyi kendine görev ediniyor. Çogu insan hayatlarini sinirlayan zorunluluklarin degistirilemedigini düsünüyor. Fiyat ve normal degisimler (örnegin kendilerinin is gücünü satarak) için bu zorunluluklar kosullarin zorlamasi gibi görünüyor.
Böylece Avrupa'daki insanlarin neden geçen yillarin degisimlerinin çogunluguna katlandiklarini anlayabiliriz. Sadece “Hartz” veya “Agenda 2010”'dan beri Almanya'nin sosyal politikasi, sosyal sistemin ve çetin mücadelelerle kazanilmis haklarin kaldirilmasina yönellik degil. Gittikçe daha çok insan “normal” is iliskilerinde degil, son derece güvensiz is iliskilerinde çalisiyor.
Posta piyasasinin liberallesmesi risklilesme süreci için bir örnektir. Somut olarak bu da Oldenburg'da görülebilir. Resmi olarak 01.01.2008'de baslayacak. Fiilen, birkaç dolap ve hileyle zaten çoktan beri yer almakta. Kisa zamanda yoktan var edilen özel mektup hizmetleri Deutsche Post'tan %20-70 düsük maas ödüyor. Toplu is sözlesmeleri yok, sendikal organizasyon hemen hemen yok ve sadece çok az kolektif mekanizma olarak isçileri ayri patrona karsi destekleyen isçi temsilciligi olan isletmeler var. Birçok isçi sadece talep edildiginde çalistiriliyor. Böylece patron masraflarini azaltiyor ve isçiler araliksiz güvensizlikte yasamak zorunda kaliyor. Isçilerin ihbarsiz isten çikarmaya karsi güvencesi, hastalik durumunda ücret almaya devam etmesi ve ücretli izini yok. Oldenburg'daki özel bir posta hizmetinde iki yillik mücadelelelerden sonra, angaje sendika görevlilerinin yardimiyla bir isçi temsilciligi kabul ettirilebildi. Patron zorunlu olarak isçilerin haklarina uyulmasi hususunda birkaç taviz verdi. Isletmede bu haklar ve haklarin kabul ettirilmesinin olanaklari hakkinda bilgi veriliyor. Kolektif menfaat temsilciliginin anlami ve olanaklari hakkinda tartisma süreçleri çalistirildi ve çalistiriliyor.
Bu sadece küçük bir örnektir; ama Avrupa'nin her yerinde risk artisina karsi mücadele ediliyor. Avrupa Marslarina, mücadeleleri sosyal esitsizlige ve “gereksiz” olanlarin yapisal sosyal ihracina karsi olan farkli gruplar katiliyor. Gittikçe daha çok insan riskli is ve hayat kosullariyla becermek zorunda oldugu durumu elestiriyor. Oturma yerinin, suyun, tip sevkiyatinin ve egitimin özellesmesi için nüfusun büyük parçalari disarda birakiliyor. “Euromarsch” ile beraber “sans papier”ler (“belgesizler”) de gelecek. 1997'deki bir sürü kilise isgallerinden beri bu “illegal göçmenlerin” adi geçen organizasyonlari dikkati çekiyor. Olusmasindan beri “sadece” göçmenlige davranislarini degil, sosyal çeliskilerini de sorgulayan organizasyon ve sendikalarla beraber çalisiyor. O yüzden de özellikle “sans papier”'lerin hikayesi, Mayis'in sonunda Oldenburg'daki bizim ortak direnis hedeflerimizin iyi bir örnegi. Riskli çalistirilanlar, issizler, evsiz barksizlar ve belgesiz insanlar G8'e gidecek turu organize ediyor ve Oldenburg'da anti-irkçi hareketlerle bulusacak.
Sinirsiz direnis
26 ve 29 Mayis tarihleri arasinda Oldenburg'da farkliliklara ragmen ortak bir ümit bulmus olan farkli gruplar bulusup beraber sokaga çikacaklar. Bunun nedeni Heiligendamm'da (Rostock'a yakin) 6 ve 8 Haziran tarihleri arasinda olacak olan kendisini dünyanin en güçlü ve zengin 8 ülkesi olarak adlandiran hükümet baskanlarinin G8 zirvesidir. Bu hükümet baskanlari toplumlari fakir ve zenginlere, güçlü ve güçsüzlere bölüstüren küresel bir politikayi temsil ediyor. Biz; zirveyi küresel egemen kosullarin simgesi olarak kullanmak, mevcut kosullari elestirmek ve alternatifler hakkinda tartismalari topluma götürmek istiyoruz. Demek ki G8 zirvesi bir nedendir ama onun disinda ortak direnis bizim hedefimizdir. Çünkü bütün gruplarin sosyal ihraci mevcut kosullar için oluyor. O yüzden anti-irkçi politika her zaman küresel bir de Avrupa'daki sosyal çeliskiyi göz önüne almali; yoksa hedefini kaçirir ve toplumsal baglantiyi anlamadan sadece insan haklarina uyulmadigi için üzgün olabilir. Avrupa belgeli insanlarin sosyal hareketleri milliyetçi veya kör olmadan küresel sosyal çeliskileri ve Avrupa'daki yapisal irkçi ihraci görmezlikten gelemez. Ne de olsa sadece uluslararasilik, ilke olarak özgürlesmeci politikanin bir sarti degildir; göçmenlik te bugünkü toplumun temel bir parçasi oldu ve böylece göçmenlik sosyal hareketin de temellerinden birini olusturabilir.
Oldenburg'da da mücadelelerin ilk baglantilari oldu. Mesela Mart 2007 ALSO ve “antirassistisches Plenum” (“anti irkçilik toplantisi”) Oldenburg/Blankenburg'da ücretsiz otobüs kullanimi için ortak bir kampanya organize etmislerdi. Çünkü ezilen gruplarin stratejik ayrimlanmasini kaldirmak için cesaretliysek, mevcut kosullar bocalamaya baslayabilir. Demek ki ortak bir direnis için birlesmek bizim hedefimizdir.
Bugün, yoksulluk ve sosyal esitsizlik korkunç ve devasa bir ölçüde vardir ve üretilen servet az insanin elindedir. Devletler, “gereksiz” olanlara savas ilan ederek yoksullukla savasiyor. Savasa ve mevcut kosullara karsi savas!
Esit haklar herkes için!
Küresel hareket özgürlügü!
Herkes için hersey ücretsiz olsun!
Oldenburg'daki G8'e Karsi Kervan Birliginden
Biz kimiz…
Biz çesitli anti-irkçi, özerk, feminist, issiz ve sendikal gruplar ve bireylerden olusturulmus bir birligiz; bölgesel ve bölgelerüstü baglantilarda çalisiyoruz. Grubumuzun bazilari özel irkçi yasallar ve sosyal ihraç uygulamasi tarafindan etkileniyor, bazilari degil. Beraber herkesin kendi kaderini belirleme hakki için mücadele etmek istiyoruz. Insanlarin haklarinin kaldirilmasinin, ihracinin ve sömürüsünün bütün biçimlerini protesto ediyoruz.
Iletisim:
Antiraplenum Oldenburg/Blankenburg
c/o Alhambra
Hermanstraße 83
26135 Oldenburg
Bagis hesabi:
Arbeitskreis Dritte Welt e.V.
Hesap numarasi: 015 131337
Banka kodu: 28050100, LZO
Kullanim amaci: Karawanen